Kısmi Görünüş Nedir? Güç, İdeoloji ve Vatandaşlık Üzerine Bir Siyaset Bilimi Okuması
Bir siyaset bilimci için hiçbir kavram “tarafsız” değildir; her tanım bir iktidar ilişkisini içinde taşır. “Kısmi görünüş” de bu bağlamda, yalnızca bir algı biçimi değil, güç ilişkilerinin toplumsal aynasıdır. Toplumun belli kesimlerinin gerçeği nasıl gördüğü, kimin görünür, kimin görünmez kılındığı — işte siyasetin tam kalbinde bu mesele vardır.
Kısmi görünüş, bireylerin, kurumların ve ideolojilerin dünyayı kendi çıkarları, inançları veya konumları üzerinden yorumlamasıdır. Yani herkesin “gerçek” dediği şey, aslında kendi güç alanının sınırları içinde şekillenir.
Kısmi Görünüşün Politik Anatomisi
Siyaset bilimi, iktidarı yalnızca devlette aramaz; aynı zamanda gündelik yaşamın, söylemlerin ve temsillerin içinde izini sürer. Kısmi görünüş, tam da bu noktada ortaya çıkar: herkesin “ortak bir gerçeklik” paylaştığını sandığı, ama aslında parçalı bir hakikatin yaşandığı yerde.
Bir kurum, bir ideoloji ya da bir lider, kendi perspektifini mutlaklaştırarak toplumsal bir “gerçeklik” yaratır. Bu, Michel Foucault’nun deyimiyle bir “hakikat rejimi”dir. Yani hakikat, iktidarın hizmetindedir.
Ancak bu görünüş, kısmi olduğu sürece, hem toplumsal çatışmayı hem de demokratik müzakereyi kaçınılmaz hale getirir. Çünkü herkes kendi hakikatini savunur — ama kimse bütünü göremez.
İktidarın Görünüşü: Kim Görülür, Kim Saklanır?
İktidarın doğası gereği bir yanı hep görünür, bir yanı hep gizlidir. Devlet, medya, ekonomi ve kültürel kurumlar, kendi “görünüş rejimlerini” üretirler.
Bu rejimler, vatandaşların neyi düşünmesi, neye inanması ve neye tepki vermesi gerektiğini belirler. Kısmi görünüş burada, bir manipülasyon değil; bir yönlendirme tekniğidir.
Örneğin, yoksulluk bir “bireysel başarısızlık” gibi sunulduğunda, yapısal eşitsizlikler görünmez olur. Kadınların siyasetteki temsili “ilerleme” diye anlatıldığında, aynı anda süren ayrımcılık perde arkasına itilir.
Peki, sizce bugünün siyasal düzeninde kimlerin sesi görünür, kimlerin sessizliği sistematik biçimde korunur?
Kurumlar, İdeoloji ve Gerçeğin Parçalanışı
Kurumlar, siyasal düzenin gözüdür. Ancak bu göz, her zaman tam görmez — çoğu zaman seçici bir biçimde bakar. Kısmi görünüş, devletin veya bürokrasinin kendini “tarafsız” olarak tanımlamasıyla meşrulaşır. Oysa tarafsızlık da bir tercihtir.
Bir ideoloji, kendi çıkarına uygun olanı görünür kılar; geri kalan her şeyi “önemsiz” ya da “marjinal” olarak kodlar.
Bu yüzden siyaset bilimi, görünmeyenlere, susturulanlara, dışarıda bırakılanlara bakmayı önerir. Kısmi görünüşü aşmak, bütünü görmekten değil; parçaların varlığını kabul etmekten geçer.
Cinsiyet ve Kısmi Görünüş: İktidarın İki Yüzü
Toplumsal cinsiyet, kısmi görünüşün en keskin biçimde hissedildiği alandır.
Erkek egemen siyasal kültür, dünyayı genellikle stratejik, güç merkezli ve hiyerarşik bir biçimde görür. Bu yaklaşımda siyaset, bir savaş alanıdır; görünürlük, iktidarın alanını genişletmenin aracıdır.
Kadınların perspektifi ise daha çok demokratik katılım, empati ve toplumsal etkileşim ekseninde şekillenir.
Bu iki bakış açısı birleştiğinde ortaya çıkar: Kısmi görünüş, toplumsal cinsiyetin de bir yansımasıdır.
Bir kadın politikacı “duygusal” olarak etiketlenirken, bir erkek lider “kararlı” olarak tanımlanırsa, bu farkın kökeni yalnızca dilde değil, sistemin derin yapısında aranmalıdır.
Vatandaşlık ve Görünürlük: Demokrasi Kime Ait?
Demokrasiler, görünürlüğü eşit kılabildiği ölçüde meşrudur. Ancak her vatandaş aynı ölçüde görünür değildir.
Eğer toplumun bazı kesimleri yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanıyor, gündelik siyaset içinde yok sayılıyorsa, bu bir kısmi vatandaşlık biçimidir. Kısmi görünüş burada, bir siyasal eksiklik değil, bir adalet meselesi haline gelir.
Gerçek katılım, yalnızca oy kullanmakla değil; düşüncelerin, kimliklerin ve deneyimlerin görünür hale gelmesiyle mümkündür.
Bu durumda temel soru şudur: Bir toplumda görünür olanlar mı belirler, yoksa görünmez kılınanlar mı susturulur?
Sonuç: Görünüşü Tamamlamak Mümkün mü?
Kısmi görünüş, insanın sınırlılığından değil, sistemin yönlendirmesinden doğar.
İktidar, her zaman bir kısmı aydınlatır, bir kısmı gölgede bırakır. Siyaset bilimi açısından mesele, bu gölgeleri ortaya çıkarmak, görünmeyeni görünür kılmaktır.
Toplumun tüm kesimleri, kadınlar ve erkekler, farklı sınıflar, farklı kimlikler bu görünüşü birlikte inşa etmedikçe, demokrasi hep “yarım” kalacaktır. Kısmi görünüş gerçeğin değil, düzenin ürünüdür. Ama düzenin değişme gücü de tam orada, o kısmi alanlarda saklıdır.
Peki, biz gerçekten bütününü görmek istiyor muyuz — yoksa, bize gösterileni görmekle mi yetiniyoruz?