İçeriğe geç

Körler ağlayabilir mi ?

Körler Ağlayabilir mi? Görmekten Daha Derin Bir Duygunun Anatomisi

İnsanların bazı soruları vardır; ilk bakışta basit görünür ama biraz düşündüğünüz anda bütün ezberleri bozar. “Körler ağlayabilir mi?” sorusu da tam olarak böyle bir soru. Aslında bu soru, gözleri görmeyen insanların duyguları hakkında değil; bizim duyguları ne kadar yüzeysel değerlendirdiğimiz hakkında çok şey anlatıyor.

Çünkü toplum olarak bazen öyle tuhaf varsayımlar üretiyoruz ki insan gerçekten şaşırıyor. Görmeyen biri ağlayabilir mi? Elbette ağlayabilir. Hatta belki de bazılarımızdan çok daha yoğun ağlayabilir. Çünkü ağlamak yalnızca gözlerden akan yaş değildir. Ağlamak; kaybetmek, özlemek, sevinmek, kırılmak, rahatlamak ve insan olmanın bütün karmaşasını dışarı vurma biçimidir.

İzmir’de sokakta yürürken, kafede otururken ya da sosyal medyada insanların yorumlarını okurken aynı şeyi fark ediyorum: İnsanlar hâlâ engelli bireyleri bazen “eksik” gibi algılıyor. Sanki bir duyunun kaybı, bütün insanlığın kaybıymış gibi davranılıyor. Oysa gerçek bundan çok daha farklı. Görme yetisini kaybetmek, hissetme yetisini kaybetmek değildir.

Körler Ağlayabilir mi? Sorunun Kendisi Bile Çok Şey Anlatıyor

Bu sorunun ilginç tarafı şu: Kimse gören bir insana “Sen ağlayabilir misin?” diye sormaz. Çünkü görmek ve ağlamak arasında doğrudan bir bağlantı olmadığını biliriz. Ancak söz konusu kör bireyler olduğunda bazı insanlar gereksiz bir şaşkınlığa kapılır.

Bunun sebebi çoğu zaman bilgisizliktir. İnsanlar gözyaşının sadece görsel bir tepki olduğunu düşünür. Halbuki gözyaşı üretmek biyolojik bir süreçtir. Gözlerin görüp görmemesi, kişinin ağlama kapasitesini ortadan kaldırmaz.

Kör bir insan;

Sevdiği birini kaybettiğinde,

Çok mutlu olduğunda,

Büyük bir hayal kırıklığı yaşadığında,

İçinde biriken duygulara artık dayanamadığında

tıpkı diğer insanlar gibi ağlayabilir.

Hatta bazı durumlarda görme engelli bireylerin duygusal deneyimleri daha farklı olabilir. Çünkü onlar dünyayı yalnızca görüntüler üzerinden değil; ses, dokunma, koku, hafıza ve hisler üzerinden deneyimler. Bir insanın sesindeki kırgınlığı fark etmek, bir dokunuştaki sevgiyi anlamak veya geçmişte yaşanan bir anıyı zihninde canlandırmak da güçlü duygusal tepkilere neden olabilir.

Peki biz neden hâlâ gözleri görmeyen birinin duygularını sorguluyoruz? Asıl sorgulanması gereken bu değil mi?

Ağlamak Sadece Gözyaşı Değildir

Ağlamayı fazla görsel bir olay haline getirdik. Filmlerde karakter ağladığında kamera hemen gözlerine yaklaşır. Yanaktan süzülen yaş, dramatik müziğin eşliğinde gösterilir. Böylece farkında olmadan ağlamayı “görünür olmak” ile ilişkilendiririz.

Ama gerçek hayatta ağlamak çok daha geniş bir şeydir.

Bazen insan sessizce ağlar. Bazen bir şarkı duyduğunda boğazı düğümlenir. Bazen bir anıya dalıp hiçbir şey söylemeden gözleri dolar. Bazen de gözyaşı olmadan içten içe parçalanır.

Kör bireyler için de durum farklı değildir. Onların duyguları eksik değildir. Sadece dünyayı algılama biçimleri farklıdır.

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor: Kör olmak, duygusal anlamda kör olmak değildir.

Bir insanın gözleri görmeyebilir ama sevgiyi görebilir. Bir manzarayı izleyemeyebilir ama bir insanın kalbindeki değişimi fark edebilir. Bir yüz ifadesini okuyamayabilir ama bir ses tonundaki acıyı anlayabilir.

Bence toplumun en büyük hatalarından biri şu: Görmeyi, anlamanın önüne koyuyoruz.

Körlerin Ağlamasının Güçlü Yönleri

Körlerin ağlayabilmesi konusu aslında bize insan duygularının ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. Bu durumun birkaç önemli yönü var.

Duyguların Görmeye Bağlı Olmadığını Kanıtlar

İnsanların duyguları yalnızca gözleriyle oluşmaz. Sevgi, üzüntü, korku ve mutluluk beynin ve kalbin ortak çalışmasıyla ortaya çıkar.

Bir annenin çocuğuna duyduğu sevgi, onun yüzünü görüp görmemesiyle ölçülebilir mi? Bir insanın kaybettiği bir kişiye duyduğu özlem, bir fotoğrafa bakıp bakamamasıyla mı belirlenir?

Tabii ki hayır.

Duyguların temelinde bağ vardır. Hafıza vardır. Deneyim vardır.

Empati Yeteneğimizi Geliştirir

Körlerin ağlayabilmesi üzerine düşünmek aslında bizim empati seviyemizi de test eder. Çünkü bu soru bize şunu sordurur:

“Ben insanları gerçekten oldukları gibi mi görüyorum, yoksa sahip oldukları özelliklere göre mi değerlendiriyorum?”

Bu sorunun cevabı biraz rahatsız edici olabilir.

Çünkü çoğu insan kendisini anlayışlı biri olarak görür ama konu farklılıklara geldiğinde eski kalıplara geri döner.

Önyargıları Kırar

Kör bireylerin ağlayamayacağını düşünmek, onları duygusal olarak eksik görmek anlamına gelir. Bu yanlış düşünceyi kırmak, daha kapsayıcı bir toplum oluşturmanın küçük ama önemli bir adımıdır.

Çünkü bugün “Körler ağlayabilir mi?” diye soran bir zihniyet, yarın başka bir konuda da aynı hataya düşebilir.

Körlerin Ağlaması Konusunda Zayıf Yaklaşımlar ve Yanlış Algılar

Her konuda olduğu gibi bu konuda da bazı yanlış yaklaşımlar var. Üstelik bazen bu yanlışlar kötü niyetten değil, düşünmeden konuşmaktan kaynaklanıyor.

“Göremiyorsa Neye Üzülüyor?” Mantığı

Bu, en sık karşılaşılan yanlışlardan biri.

Bir insanın üzülmesi için sadece gördüğü şeyler mi gerekir?

O zaman geçmişi olan hiç kimsenin üzülmemesi gerekirdi. Çünkü geçmişte yaşanan olayları bugün fiziksel olarak görmüyoruz. Ama yine de hatırlıyoruz ve etkileniyoruz.

Bir insanın sevdiği birinin sesini duyamaması, yanında olamaması veya bir anıyı kaybetmesi de güçlü bir üzüntü sebebi olabilir.

Aşırı Acıma Yaklaşımı

Bir diğer problem ise kör bireylere sürekli acınmasıdır.

Bazı insanlar iyi niyetle yaklaştığını düşünerek görme engelli bir kişiye sürekli “Sen ne kadar zor yaşıyorsundur” tavrıyla yaklaşır. Ancak bu yaklaşım da aslında kişiyi sadece engeli üzerinden tanımlamaktır.

Bir insan kör olabilir ama aynı zamanda komik, başarılı, sinirli, enerjik, aşık, hırslı veya mutlu olabilir.

Kimse sadece bir özelliğinden ibaret değildir.

Körleri Sürekli İlham Hikâyesi Olarak Görmek

Sosyal medyada sıkça gördüğümüz bir durum var: Engelli bireylerin yaptığı sıradan şeyler bile bazen olağanüstü başarı gibi sunuluyor.

Kör bir kişinin kahve yapması, işe gitmesi veya kitap okuması “inanılmaz” olarak anlatılıyor.

Oysa hayatlarını yaşamaları zaten onların doğal hakkı.

Elbette başarıları takdir edilebilir ancak onları sürekli şaşılacak insanlar gibi göstermek de başka bir tür mesafe yaratıyor.

Görmek mi Daha Önemli, Hissetmek mi?

Bence bu konunun en tartışmalı noktası burada başlıyor.

Biz görmeye çok fazla anlam yüklüyoruz. Bir insanın gözleriyle dünyayı algılamasını, dünyayı anlamanın en büyük yolu olarak görüyoruz.

Ama gerçekten öyle mi?

Bir insan güzel bir manzarayı görüp hiçbir şey hissetmeyebilir. Başka biri ise sadece rüzgarın sesinden, denizin kokusundan veya birinin sesinden çok derin duygular yaşayabilir.

Görmek, hissetmenin garantisi değildir.

Tıpkı kör olmak da hissedememenin göstergesi olmadığı gibi.

Belki de asıl körlük, karşımızdaki insanın iç dünyasını anlamadan onun hayatı hakkında karar vermektir.

Körler Ağlayabilir mi? Cevap Aslında Çok Basit

Evet, körler ağlayabilir.

Ama bu basit cevabın arkasında çok daha büyük bir gerçek var: İnsan olmak için görmek gerekmez.

Ağlamak için gözlerden fazlası gerekir. Bir kalp gerekir, bir hafıza gerekir, yaşanmışlık gerekir.

Kör bireylerin ağlaması bize onların farklı olduğunu değil, aslında ne kadar aynı olduğumuzu gösterir.

Belki de sormamız gereken soru “Körler ağlayabilir mi?” değil.

Belki asıl soru şu:

“Biz, karşımızdaki insanı gerçekten görebiliyor muyuz?”

Çünkü bazen en büyük körlük gözlerde değil, düşüncelerdedir.

Karotaga ekibi olarak “Körler ağlayabilir mi” konusunu sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyduk. Sağlıklı ve mutlu günler!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort
https://mbys.com.tr https://tehi.com.tr https://sepi.com.tr Sitemap
grand opera bahis