Kayseri’nin Sessiz Gecesinde Başlayan Hikâye
Kayseri’de geceler hep biraz sert olur. Rüzgâr apartmanların arasından geçerken sanki bir şeyleri sürükler, insanın içine de bir şeyler bırakır. O gece de öyleydi. Odamın penceresi yarı açıktı, kaloriferin üstünden yükselen kuru ısıyla dışarıdaki soğuk birbirine karışıyordu. Masamda yarım kalmış defterim duruyordu. Kalem elimdeydi ama yazmak istemekle yazamamak arasında sıkışıp kalmıştım.
25 yaşındayım. Günlük tutmayı seviyorum çünkü bazı duygular konuşulunca küçülmüyor, sadece yazılınca anlam kazanıyor. O gece de içimde büyüyen şey tam olarak buydu: anlam arayışı.
Defterin kapağını açtım. İlk satıra sadece şunu yazdım:
“Bugün aklımda tek bir soru var: Sentromer nedir tanım?”
Bir Dersin İçinde Kaybolmak
Üniversitedeyken biyoloji derslerinde hep bir huzursuzluk olurdu içimde. Hücreyi anlatırken kullanılan kelimeler bana fazla uzak gelirdi. Sanki mikroskobun altındaki dünya, benim dünyamdan tamamen kopuktu.
Ama bir gün, hocanın sesi sınıfta biraz daha farklı yankılandı. Tahtaya bir hücre çizmişti. Ortada ince iplikler, kenarlarda da sıkışmış yapılar vardı.
“Burası kromozom,” demişti. “Ve tam ortasında bir tutunma noktası vardır.”
O an kalemim durdu. Çünkü o “tutunma noktası” kelimesi içimde garip bir yankı yaptı.
Sentromer.
O kelimeyi ilk duyduğumda sadece bir biyoloji terimi gibi gelmişti. Ama sonra, hocanın anlatımıyla birlikte başka bir şeye dönüştü. Kromozomun iki kolunu bir arada tutan o ince bölge… Hücrenin bölünmesi sırasında ipliklerin bağlandığı nokta… Bir şeyleri bir arada tutan görünmez merkez.
O gün defterime şunu yazmıştım:
“Sentromer nedir tanım? Bir şeyleri dağılmaktan kurtaran görünmez bağ mı?”
Geceye Karışan Kendi İç Sesim
Şimdi, yıllar sonra aynı soruyu tekrar yazarken fark ediyorum ki aslında biyoloji değil, kendimi anlamaya çalışıyorum.
O gece Kayseri’de odama kapanmışken içimde bir kırılma vardı. Bir ilişki bitmişti, belki de bitmesinden çok önce zaten kopmuştu. İnsan bazen bunu geç anlıyor. Tıpkı hücre bölünürken bir şeylerin çoktan hazırlanmış olması gibi.
Defterdeki satıra bakarken kendi kendime mırıldandım:
“Benim içimdeki sentromer nerede?”
Bunu düşündükçe garip bir şekilde sakinleştim. Çünkü sentromer, sadece bir bilim tanımı değildi artık benim için. Dağılmak üzere olan şeyleri bir arada tutan yerdi. Belki de ben de içimdeki parçaları tutmaya çalışan bir yapıya sahiptim.
Ama bazı bağlar yorulur.
Sentromer ve Hayatın Görünmeyen Bağları
Biyoloji kitabını o gece yeniden açtım. Sayfalar arasında dolaşırken sentromer tanımı daha net görünüyordu: kromozomun kardeş kromatitlerini bir arada tutan bölge.
Basit bir açıklama gibi duruyordu ama içimde başka bir şey açtı. Çünkü insanın da “kardeş parçaları” vardı. Birbirine benzeyen ama zamanla farklı yönlere giden duygular, düşünceler, hatıralar…
Ve onları bir arada tutan bir merkez.
Ben o merkezde kendimi arıyordum.
Kayseri’nin gece sessizliği büyüdükçe iç sesim daha da netleşiyordu. Sanki şehir uyuyordu ama ben ilk defa uyanıyordum.
Bir Hatıranın İçinde Bölünmek
Aklıma eski bir an geldi. Bir kafede oturuyorduk. O, kahvesini karıştırırken ben elimdeki bardağa boş boş bakıyordum. Konuşmalarımız azalmıştı ama sessizlik bile doluydu.
O an içimden bir şey geçmişti:
“Biz bölünüyoruz.”
Ama o zaman bunu bilimsel bir gerçek gibi değil, duygusal bir çöküş gibi algılamıştım. Şimdi ise farklı düşünüyorum. Belki de her şey hücre gibi davranıyordu. Bölünmek kötü değildi. Ama doğru bağlar olmadan bölünmek dağılmaktı.
Sentromer işte tam burada anlam kazanıyordu.
Bir şeyi ayakta tutan ama aynı zamanda doğru zamanda ayrılmasına izin veren o merkez.
Kayseri’nin Soğuğunda Kendime Yakınlaşmak
Gece ilerledikçe camın buğusu arttı. Parmağımla camın üzerine bir şeyler çizdim ama ne çizdiğimi hatırlamıyorum. Sadece o an içimde bir yumuşama vardı.
Defterde yazmaya devam ettim:
“Sentromer nedir tanım? Belki de insanın içindeki denge noktasıdır.”
Bu cümleyi yazarken garip bir huzur geldi. Çünkü hayatımda ilk defa bir biyoloji terimi bana kendimi anlatıyordu.
İnsan bazen kendini anlatacak kelimeleri dışarıda bulur. Kitaplarda, derslerde, başkasının cümlelerinde…
Benim kelimem o gece sentromer olmuştu.
Hücrenin İçinden Kendime Bakmak
Sabah olmaya yakın ışık değişti. Odanın rengi gri ile mavi arasında gidip geliyordu. Uyku ile uyanıklık arasındaki o ince çizgide bir süre daha kaldım.
Defterin sayfalarına baktım. Yazdıklarım dağınıktı ama içinde bir bütünlük vardı.
Sentromer kavramını düşünmeye devam ettim. Biyolojik olarak kromozomun ortasında yer alıyordu ve hücre bölünmesi sırasında iğ ipliklerinin bağlandığı noktaydı. Yani hareketin yönünü belirleyen, ayrılmayı kontrol eden bir merkezdi.
Ama benim için artık bundan fazlasıydı.
Benim içimdeki sentromer, duygularımı bir arada tutan ama gerektiğinde ayrılmaya da izin veren şeydi.
Ve ben o gece bunu ilk kez kabul etmiştim.
Bir Ayrılığın Anatomisi
Bazı ayrılıklar bağırarak olmaz. Sessiz olur. İnsan en çok o sessizlikte yorulur.
Benim yaşadığım da öyleydi. Büyük cümleler yoktu. Sadece yavaş yavaş azalan mesajlar, ertelenen görüşmeler ve sonunda boşluk.
O boşlukta kendime bir açıklama ararken biyoloji bana bir cevap verdi.
Sentromer.
Bir şeyi bir arada tutan ama sonsuza kadar tutmak zorunda olmayan yapı.
Bu düşünce beni rahatlattı. Çünkü bazı şeylerin kopması başarısızlık değildi. Bazen sadece zaman gelmişti.
Kendi İç Dengesini Arayan Bir Genç
25 yaşında olmak tuhaf bir şey. Ne tamamen büyümüş hissediyorsun ne de çocuk kalabiliyorsun. İkisinin arasında bir yerde duruyorsun.
O gece bunu daha net anladım.
Ben kendi içimde bir denge arıyordum. Tıpkı hücrelerin bölünmeden önce yaptığı hazırlık gibi.
Her şeyin bir düzeni vardı. Kaos bile kendi içinde bir düzene sahipti.
Ve sentromer, bu düzenin sessiz kahramanıydı.
“Sentromer nedir ve ne işe yarar” konusunu beğendiyseniz Karotaga sayfamızdaki diğer makalelerimize de göz atmanızı öneririz.
Gecenin Sonunda Kalan Düşünce
Sabah olduğunda Kayseri’nin ışığı odama daha sert girdi. Gözlerim yorgundu ama içimde garip bir açıklık vardı.
Defteri kapattım ama yazdıklarım zihnimde kalmıştı.
Sentromer artık sadece bir tanım değildi.
Bir ders konusu hiç değildi.
Bir hücrenin ortasındaki yapıdan çok daha fazlasıydı.
Benim için, hayatın ortasında duran görünmez bir dengeydi.
Ve o dengeyi ilk kez o gece hissetmiştim.
Rüzgâr hala camı yokluyordu ama içimdeki dağılma hissi azalmıştı. Çünkü bazı şeyleri tutmayı öğrenmek kadar, gerektiğinde bırakmayı bilmek de bir dengeydi.